*** Hükmün açıklanmasının geri bırakılması şeklinde sonuçlanan kararlar ceza mahkemesi kararları olduğu için kararın kesinleşmesi beklenip icraya konulabileceği şeklinde işlemler yapılmaktadır.
*** Ancak aşağıda anılan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi kararında bu tür ilamların hüküm açıklanmadan önce karar kesinleşse bile icraya konulamayacağına ilişkin kesin olarak karar vermiştir.
*** Bu karara karşı argüman olarak CGK E:2007/4-115, K:2008/53, İçtihadı birleştirme kararı öne sürülerek icra edilebileceği öne sürülmektedir. Ancak kararın incelenmesinde ceza mahkemesi kararı da olması sebebi ile icra safhasını ilgilendirmediği yani açıkca HAGB kararı ile vekalet ücreti ve diğer ilam ferilerinin icraya konu edilebileceğinden bahsetmediği görülecektir. İlgili karar ceza yargılaması sonucunda verilmiş olan HAGB kararı devam eden süreçte yasa değişikliği ile ceza verilmemesi gereken bir durum ortaya çıkmış olsa , hatta karar sonrası denetimli serbestlik süreside bulunsa ilamın parasal ferileri yönünden herhangi bir sorumluluğun kalkmış olmayacağına işaret etmektedir. Yani verilen HAGB kararı daha sonradan ortadan kalksa veya yasa değişikliği yapılarak cezasızlık durumu dahi ortaya çıksa ilamın parasal ferileri ortadan kalkmaz demektedir. Buradan yola çıkarak sorumluluk kalkmıyor ise bu karar hüküm açıklanmadan icra edilebilir diye düşünülmektedir. Ancak Bursa BAM 6. Hukuk Dairesinin HAGB kararının hüküm açıklanmadan kesinleşse dahi icraya konulamayacağına ilişkin karar vekalet ücretinin ceza genel kurulu kararındaki gibi sona erip ermeyeceği tartışmamakta olup verilen parasal hükümlerin karar açıklanmadan bir sonuç doğurmayacağı için icra edilemeyeceğinden bahsetmektedir.
Ceza Genel Kurulu 2007/4MD-115 E., 2008/53 K.
“İçtihat Metni”
Adalet: Bakanı’nın soruşturma izni üzerine B… C.Başsavcılığının 11.08.2005 gün ve 8954 sayılı iddianamesine istinaden B… Ağır Ceza Mahkemesinin 14.10.2005 gün ve 312 sayılı son tahkikat kararıyla; Vergi Mahkemesi Başkanı ile Vergi Mahkemesi Uyesi’nin birbirlerine görevde hakaret suçunu işlediklerinden bahisle 765 sayılı TCY’nin 266/3. maddesine mümas yargılanmaları istemiyle açılan kamu davasının Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi’nce yürütülen kovuşturması sonunda, anılan Dairenin 08.03.2007 gün ve 49-13 sayılı hükmü ile; 765 sayılı TCY’nin uygulamada 5237 sayılı TCY’den daha lehte sonuç vereceğinin kabulüyle her bir sanığın 765 sayılı TCY’nin 266/3, 251, 59 ve 647 sayılı Yasa’nın 4. maddesi uygulamasıyla 2.688 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına, ancak görevde hakaret fiillerinin karşılıklı olması ve her bir sanığın keyfi davranışlarıyla yekdiğerinin eylemine sebebiyet
vermesi nedeniyle aynı Yasa’nın 272. maddesi uyarınca cezalarının ayrı ayrı kaldırılmasına, her bir sanığın davaya müdahil olarak katılıp kendisini vekille temsil ettirdiği gözetilerek 1.000’er YTL ücreti vekaletin diğer katılan sanıktan alınmasına, yargılama nedeniyle sarf edilen 50.81 YTL giderin, paylarına düşen oranda katılan sanıkların her birinden tahsiline karar verilmesi sonunda, hükümlerin her bir katılan sanık müdafiince süresinde temyiz edilmesi üzerine;
Yargıtay C.Başsavcılığı’nca düzenlenen ve hükmün onanması istemini taşıyan tebliğnamenin 5320 sayılı Yasa’nın 8. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CYUY’nin 316/son maddesi uyarınca sanıklara tebliği sonrasında mahsus müzakere gününde Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca yapılan değerlendirmede;
Katılan sanıkların 1. sınıfa ayrılmış yargıç olmaları nedeniyle Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi’nde ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılamaları sonunda; kovuşturmanın ve kanıt toplanması işlemlerinin yasaya uygun yöntemle ve eksiksiz yapıldığı, hukuka uygun olarak toplanan kanıtların usule uygun tarzda CYY’nin 216. maddesi kapsamında tartışılıp değerlendirildiği, hükmün CYY’nin 223. maddesi kapsamında usule uygun biçimde kurulduğu,
Maddi olayın toplanan delillere uygun nitelikte saptanarak;
Vergi Mahkemesi Üyesi iken İdare Mahkemesi Üyeliğine atanan bir diğer hakimin sorumluluğundaki dosyaların bir kısmının mahkeme başkanınca katılan sanık üyeye tevdi edilmesi üzerine, adı geçenin mahkeme kaleminde “başkasının s… b… u ben mi temizleyeceğim” biçiminde konuşması sonrasında mahkeme başkanı katılan sanığın bir yazı yazarak kendisini uyardığının, uyarıya muhatap olan üye katılan sanığın başkanın odasına giderek “bana uyarı yazısı yazamazsınız” deyip yazıyı yırtmak suretiyle tepki gösterdiğinin, başkanın ise “saygısızlık yapıyorsun, şerefsizlik yapma” sözleriyle karşılık vermesi üzerine üyenin, “şerefsiz sizsiniz” biçiminde mukabelede bulunduğunun belirlendiği,
Bu oluş itibarıyla; her bir katılan sanığın, görev sırasında ve görevden kaynaklanan nedenle yekdiğerini sözlü ve eylemli biçimde tahkir ettiğinin, ancak bu tahkir halinin karşılıklı olup muhatabın keyfi hareketinden kaynaklandığının isabetle saptanarak, 765 sayılı TCY’nin 272. maddesinin tatbiki ile her bir katılan sanığa verilen cezanın büsbütün kaldırılmasına hükmedildiği,
Dairenin açıklanan doğrultudaki takdir ve değerlendirmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı,
Bu değerlendirmeler karşısında; katılan sanıklar’ın her birinin; “hakaret suçunu işlemediğine, fiilin karşı taraftan kaynaklandığına, herhangi bir keyfi harekette bulunmadığına, TCY’nin 272. maddesinin uygulamasından karşı tarafın yararlanmaması gerektiğine” ilişkin temyiz itirazlarının kabul edilebilir olmadığı sonucuna varılmış, bu nedenle usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin onanması gerekmiştir.
Değerlendirme konusu yapılması icap eden diğer husus;
Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa ile değişik 5271 sayılı Yasa’nın 231. maddesinin, sanıklar hakkında uygulanıp uygulanmayacağı keyfiyetidir.
5271 sayılı Yasa’nın, 5728 sayılı Yasa ile değişen ve 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasıyla hükümlendirilen kişilere belli koşullarda atıfet sağlanmasına ve haklarındaki hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına elverişli olan 231. maddesi hükmü, CYY’de yer alışından dolayı usul kuralı sayılabilir mahiyette ise de, yaratacağı ceza yaptırımından kurtulmaya yönelik sonucu itibarıyla maddi ceza hukukunu ilgilendirmesi nedeniyle lehe yasa uygulaması kapsamında değerlendirmeye konu edilecek normlar cüm-lesindendir.
Ne var ki, anılan maddenin uygulanabilmesi için, kişiye kovuşturma neticesinde 2 yılı aşmayacak süreli hapis ya da adli para cezası verilmesi gerekmektedir.
Oysa konu olayımızda, sanıklara verilmiş bir ceza yoktur.
Her ne kadar önce verilen ve sonra bütünüyle kaldırılan bir cezanın varlığı nedeniyle tertip olunmuş ücreti vekalet ve yargılama gideri sorumluluğu söz konusu ise de, bu tür tali yükümlülüklerin, yasa koyucunun amaçladığı düzeyde ceza olmadığı ve salt bu nedenle hükmün açıklanmasının ertelenmesinden yararlanılmak gerekmeyeceği kabul edilmelidir.
Kaldı ki, 5271 sayılı CYY’nin 325. maddesinin 5560 sayılı Yasa’yla değişik 2. maddesi hükmü “hükmün açıklanmasının geri bırakılması …hallerinde de yargılama giderlerinin sanıklara yükletileceğim’ öngörmekle, bu
atıfetten yararlanmanın katılan sanıklar yararına bir sonuç doğurmayacağını, aksine hükmün açıklanması ertelendiğinde 5 yıllık bir denetim süresine hük-medileceğinden daha aleyhe bir sonuç doğuracağını ortaya çıkarmaktadır.
Bu değerlendirmeler sonucu;
765 sayılı TCY’nin 272. maddesi uyarınca işlediği hakaret suçundan dolayı verilen cezası büsbütün kaldırılan katılan sanıkların 5271 sayılı Yasa’nın 5728 sayılı Yasa ile değişik 231. maddesi hükmünden yararlanamayacağı kabul edilmelidir.
Sonu ç: Açıklanan nedenlerle;
1-Sanık müdafılerinin temyiz itirazlarının reddiyle Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi’nin 08.03.2007 gün ve 49-13 sayılı hükmünün (ONANMASINA),
2-Dosyanın Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi’ne gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 18.03.2008 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.
*** Yine öte yandan 18 CD 2018/264, K:2019/12920 kararı öne sürülerek icra edilebileceği de öne sürülmektedir. Ancak bu kararın özünde bahse konu HAGB kararı icraya konu edilerek icra kanalı ile tahsil olunduğundan bahisle talep konusuz kaldığından dolayı verilmiş bir karardır.
***HAGB kararının açıklanması kararlarında aynı davada birden fazla vekalet verilemeyeceğinden önceki kararda verilen vekalet ücreti mahsup edilerek bakiye vekalet ücreti veriliyor olması da önceki vekalet ücretinin icra takibi ile tahsil edilebileceğine ilişkin tek başına yeterli değildir.
******** Özetle; HAGB kararının açıklanmadan önce icra dairesinden tahsil edilemeyeceğine ilişkin olarak hukuk dairesince verilen en son karar aşağıdaki karar durumundadır. Bu nedenle HAGB kararları kesinleşse bile hüküm açıklanmadan icra takibine konu edilmemelidir.
****** SORUNLAR :
1-HAGB kararları tek başına bir karar sonucu doğurmuyor ise bu karar ile birlikte parasal hükümler neden verilmektedir ?
2-Parasal hükümlere karar veriliyor ise kararın özelliği gereği ceza yönünden ayrı parasal yönden ayrı değerlendirilmesi daha doğru mu olurdu ?
3-Verildiği anda 5 yıllık denetim sonucu ile netleşecek sonuç doğurmuş olan HAGB belki 5 yıl sonra hiç bir sonuç ifade etmeyecek olup bu hal üzere verilen bir karar ile sanık tarafına parasal borç yüklemek ne kadar doğru olur ?
T.C.
BURSA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
- HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2019/1926
KARAR NO : 2019/2152
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : SAVAŞTEPE İCRA HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/05/2019
NUMARASI : 2019/4 2019/6
DAVANIN KONUSU : Şikayet (İcra Memur Muamelesi)
KARAR TARİHİ : 23/10/2019
KARAR YAZIM TARİHİ : 01/11/2019
Yukarıdaki mahal esas ve karar numarası ayrıntılı olarak belirtilen İlk Derece Mahkeme kararının süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya mündericatına tüm bilgi ve belger okunup tetkik edildikten sonra heyetçe yapılan müzakere sonunda duruşma açılmasına gerek görülmeksizin gereği görüşülüp düşünüldü.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; karşı idare tarafından müvekkili aleyhine Savaştepe İcra Müdürlüğü’nün 2019/50 esas sayılı dosyasında, Savaştepe (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesi’nin 27/06/2013 tarih, 2013/28 Esas ve 2013/75 Karar sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin ilama dayanarak tebliğ ettirdiği şikayetlerine esas 14/02/2019 tarihli ödeme emrinde, 11.157,68-TL asıl vekalet ücreti ve 5.510,67-TL de işlemiş yasal faiz olmak üzere toplamda 16.668,35-TL cebir icra yoluyla tahsili talep edildiğini, orman olduğu iddia edilen taşınmazların hukuki yapısının orman olmadığı 1951 tarihli kesinleşen yargı kararıyla sabit olduğunu, şikayete konu takibin usul ve yasaya aykırı olduğunu, diğer yandan şikayet konusu takibin hukuken sonuç doğurmayan ve daha sonra da şartların tahakkukuyla aynı mahkeme hükmüyle ortadan kalkmış olan bir hükme dayanılarak hukuka açıkça aykırı bir işlemin başlatılmış olması sebebiyle, Savaştepe İcra Dairesi’nin 2019/50 Esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan ilamlı takibe esas 14/02/2019 tarihli usul ve yasaya açıkça aykırı ödeme emri ile ilgili, takibe dayanak ilam ve dosyasının incelenmesi sonrasında iptaline karar verilmesini ve talep etmiştir.
Davalı vekilinin dilekçesinde özetle; takibe dayanak ilamın kesinleştiğini, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı yargılama giderlerinin tahsiline engel olmadığını, idarece ihtar yoluyla ödeme talep edilmesine rağmen ödenmeyen vekalet ücreti alacağının takibe konu edildiğini, icra takibine ve tahsile engel hiçbir yasal düzenleme mevcut olmadığını beyan ederek, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesine talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : İlk derece mahkemesince, davanın reddine dair karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ : İlk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekili yasal süresi içerisinde istinaf talebinde bulunmuş, gerekli harçlar yasal süresinde yatırılmıştır.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin davaya ilişkin sunmuş oldukları CMK 231/5. maddesindeki açık ve sarih hükümü ile dava konusu takibe dayanak kararın 10.madde hükmüne ilişkin hukuki gerekçelerini yok saydığını ve bu konularda herhangi bir değerlendirme yapmadığını, düşme kararının hapis cezasına ilişkin olduğu, yargılama giderlerinden olan avukatlık vekalet ücretini kapsamadığı şeklindeki hiç bir hukuki mantıkla izahı mümkün olmayan gerekçeyle davanın reddine karar verildiğini beyan ederek, bu nedenler ve re’sen nazara alınacak sair sebeplerle; hukuka açıkça aykırı kararın ortadan kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE : Tüm dosya kapsamı uyarınca;
5271 sayılı CMK 231. MD’sinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, aynen seçenek yaptırıma çevirme, erteleme kurumlarında olduğu gibi, hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarından birisidir. özellikle ilk defa suç işleyen kimselerin hemen cezalandırılmasını ceza adaleti ile güdülen amaca uygun görmeyen kanun koyucu, verilecek cezanın bireyselleştirilmesinde olduğu gibi, kurulan hükmün açıklanıp açıklanmayacağı konusunda da hâkime takdir yetkisi vermeyi uygun görmüştür. Böylece hâkimin yetkisi arttırılarak, bir şansa daha ihtiyacı olan sanıkların hâkim tarafından durumlarının bir daha değerlendirilmesi imkânı getirilmiştir.
Sözü edilen kurum, hukukumuzda ilk kez 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesi ile çocuklar hakkında, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23. maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)’nun 231. maddesine eklenen 5-14. fıkralar ile de büyükler için kabul edilmiş, aynı Kanunun 40. maddesiyle 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tabi kılınmıştır.
Yetişkin sanıklar yönünden başlangıçta şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu müessese, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklik ile hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için uygulanabilir hale getirilmiş, şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak uygulanan bu müessese Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Kanunlarında yer alan suçlar ayrık olmak üzere, tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahiptir.
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19.02.2008 gün ve 346-25 sayılı kararında da bu husus;
“Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Müessesenin yargılama kanununda düzenlenmiş bulunması da onun karma niteliğini değiştirmez” şeklinde ifade edilmek suretiyle de açıkça vurgulanmıştır.
5271 sayılı Kanunun 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, hukuki nitelikçe durma kararı niteliğinde değildir. Ceza Genel Kurulu’nun yukarıda anılan kararında da vurgulandığı üzere bu karar “koşullu bir düşme kararı” niteliğinde olup, anılan maddede yasa yolu da açıkça itiraz olarak öngörülmüştür. Koşulların gerçekleşmesi halinde 5271 sayılı Kanunun 223. maddesinde belirtilen düşme kararı verileceğinden, ancak bu aşamada yani düşme kararı verildiğinde, hükümlere ilişkin yasa yolu olan, temyiz yasa yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir.
Öte yandan, yargılama sistemimizde temyiz yasa yolu, yalnızca hükümler bakımından kabul edilmiştir. Hükümler ise 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinde sınırlı olarak sayılmış olup, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bunlar arasında yer almadıklarından hüküm niteliğinde de değildir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 gün ve 2009/4-13 E., 2009/12 K. sayılı ilamı).
CMK’nın 223. maddesinde bu kararlardan hangilerinin hüküm olduğu açıklanmıştır.
Buna göre; “mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşme kararları” birer hükümdür.
Yine “adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları” da yasa yolu bakımından hüküm sayılır.
Bunlardan mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine dair hükümlerin uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen nitelikteki hükümler oldukları konusunda öğretide genel bir kabul bulunmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ise, 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinde belirtilen hükümlerden değildir.
“Kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını” ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir “hüküm” değildir. Bunun sonucu olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, CMK’nın 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.05.2011 gün ve 2011/4-61 E., 2011/79 K.; 06.10.2009 gün ve 2009/4-169 E., 2009/223 K. sayılı ilamları).
Kaldı ki, CMK’nın 231/5. maddesinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmayacağı açıkça ifade edilmiştir.
Böylece hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile kurulan hüküm, belli bir süre sanık hakkında hüküm ifade etmemekte, her hangi bir sonuç doğurmamaktadır. Sanık bulunduğu hal üzere bırakılmakta, aynen yargılanan kimsenin durumunda kalmakta ve yapılan yargılama geçici bir süre askıda kalmaktadır. Askı süresi boyunca, yargılanan kimsenin sanık sıfatı devam eder ise de, hiçbir şekilde bu kimse hükümlü sayılamaz. Bu nedenle hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen kimse, hiçbir haktan yoksun bırakılamaz ve ayrıca bu karara dayanarak hiçbir hukuki statüden dışarıya çıkarılamaz.( HGK E. 2011/19-639 – 2012/30 K)
Somut olay açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde:davalı tarafından davacı aleyhine başlatılan ilamlı icra takibinin dayanağı olan Savaştepe Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/28 E. 2013/75 K. Sayılı ilamı ile davacı borçlu hakkında işgal ve faydalanma suçu nedeniyle 6831 sayılı yasanın 93/1 md’ si gereği hüküm verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın 20/08/2013 tarihinde kesinleştiği kararda hükmedilen vekalet ücretinin tahsili için ilamlı icra takibi başlatıldığı, yargılama sırasında davacı tarafından dosyaya sunulan 24/04/2019 tarihli ek karar ile Savaştepe Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/28 E. 213/75 K. Sayılı dosyasında sanık hakkında hükmün ortadan kaldırılarak davanın düşürülmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Az yukarıda da açıklandığı üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesin bir mahkumiyet anlamında değildir. Bu nedenle ortada ceza hukuku anlamında kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmadığından söz konusu kararda hükmedilen fer’ilerin ve vekalet ücretinin hükmün askıda olduğu süre boyunca ve hüküm açıklanmadıkça talep edilemeyeceğinin ve takibe koyulamayacağının kabulü gerekir. İlk derece mahkemesi kararı gerekçesinde dayanak gösterilen 5271 sayılı CMK 325/2 maddesinde düzenlenen husus, hükmün verilmesiyle ilgili olup, infaz aşamasını ilgilendiren bir yönü yoktur.
Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme neticesinde reddine karar verilmesi hukuka aykırı olduğundan, davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulüne, hüküm kurulması da yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HMK’nun 355 ve 353/1-b-2 maddeleri gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne ( taleple bağlı kalınarak ) icra emrinin davacı yönünden iptaline, oy birliği ile karar verilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,
1-Davacı tarafın istinaf başvurusunun KABULÜ ile HMK’nun 353/1-b-2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, hüküm kurulması yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden,
2-Davanın KABULÜ İLE ( taleple bağlı kalınarak ) icra emrinin davacı yönünden İPTALİNE,
İlk Derece Mahkemesi Yargılaması Yönünden;
3-Alınması gereken harç yeterli olduğundan başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
4-Davacı tarafından yapılan 122,55 TL yargılama giderinin davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine,
5- Davalı harçtan muaf olduğundan davacı tarafça yapılan harç giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6-Davacı taraf kendini vekil ile temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürülükte bulunan A.A.Ü.T. gereğince 906,00 TL maktu vekalet ücretinin davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine,
7-HMK’nun 121. maddesi gereği davacı yanca yatırılan delil avansından arta kalan miktarın karar kesinleştikten sonra davacıya iadesine,
İstinaf Yargılaması Yönünden ;
8-Davacı tarafça yapılan 31 TL istinaf posta giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
9-Davacı tarafça yatırılan 44,40 TL istinaf karar ve ilam harcının istek halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,
10- Davalı harçtan muaf olduğundan davacı tarafça yapılan istinaf başvuru harcı giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
11-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından, davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
12-HMK.’nun 359/3 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğ işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
13-Dosyadaki gider avansından artan kısmın ilk derece mahkemesince ilgilisine iadesine,
Dair yapılan inceleme sonunda KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 23/10/2019
